İNANMA İHTİYACI

2013-04-24 13:05:00

 

İnanma İhtiyacı
İnsan beden ve ruhtan oluşan bir varlıktır. Yeme, içme nefes 
alıp verme gibi olaylar bedenle; inanmak, sevinmek ve mutlu olmak gibi olaylar da ruhla ilişkilendirilmiştir. İnsanı diğer yaratıklardan ayıran başlıca özelliği bir ruha sahip olmasıdır. Bu anlamda insan beden ve ruh yapısıyla bir bütündür.3 İnsanın ruh 
yapısının en belirgin özelliği de bir varlığa inanmaktır. Yeryüzünde günümüze kadar inanma ihtiyacı duymamış bir topluluk yoktur. Bunu insanlığın kültür, sanat ve geleneklerinde görmekteyiz. 
Clark’ın deyişiyle iman, insanın hayatına anlam katar ve dinî 
imanın üstünde hiçbir değer yönelimi yoktur. Yaratıcının varlı-
ğına inanma, inanan bireyin yaşamındaki en önemli motivasyon-
 
dur. İnanan kişi, bu dünyada yalnız olmadığını bilmekte, onu 
duyan, gören, ona şah damarından daha yakın olan6 ve zor durumda kaldığında yardım eden bir varlığın olduğunu hissetmektedir. Bu his öylesine güçlüdür ki, inanan insanın ruhî darlığa 
düşmesine engel olur. Link de ruhen bunalımda olan hastalarına 
Tanrı’ya inanmanın iç huzur ve güveni vereceğini söylemiştir.
Çağımızın en sık rastlanan, hatta en önde gelen hastalıklarından olan depresyon, çok defa içine kapalı, duygusal insanlarda ve dünya hayatına hiç bitmeyecekmiş gibi bağlı olanlarda, yaradılış amaçlarını tam olarak kavrayamayanlarda görülür. 
Depresyonun belirtileri, karamsarlık, dalgınlık, unutkanlık, 
konsantrasyon güçlüğü, gerginlik, bunaltı ve endişe halidir.
Depresyondaki kişinin gelecekle ilgili kaygıları artar, her şeyin 
kötüye gideceğini düşünür. Kendini değersiz işe yaramaz olarak 
görmeye başlar. 
Günümüzde oldukça yaygın bir hastalık halinde kendini belli 
eden depresyonun, teslimiyet duygusu geliştirmeyen insanların 
günlük yaşantısına kattığı zorluklar bilinmektedir. Bu ruhsal bozukluğun temelinde, manevî boşluk, teslimiyetsiz ve tevekkülsüz 
bir hayat anlayışı olduğu söylenebilir. 
Müslüman bir birey, Allah'a olan inancından kaynaklanan 
bir teslimiyet içinde olduğunda, aklen ve ruhen son derece sağ-
lıklı ve dengeli olur. En olumsuz koşullarda bile yine bu teslimiyetçi ruh haliyle bütün bunların Allah'tan geldiğini ve kendisinin 
sınandığını bilir. Hiçbir zaman ümitsizliğe ve kaygıya kapılmaz. 
Müslüman zihninde önemli olan sonsuz ahiret mükâfatını kazanmaktır. 
Müslüman birey tek bir yaratıcıya olan inancından dolayı, 
olumsuzluklardan etkilenmez ve kendini yetersiz hissetmez. Dolayısıyla inancından kaynaklanan bu ruhsal dinginlik onun fiziksel sağlığına da etki eder. Bugün kendisini kuşatılmış hisseden 
insanının yapması gereken şey, daha fazla kayıplar yaşamadan 
fıtratına (yaratılışına) uygun dine dönmesi ve ona uygun yaşamasıdır. 
Öte yandan inanç maddî hayatımızla da ilişkilidir. İnsanın 
zorluklara ve güçlüklere karşı dayanıklı olmasını sağlar. İnsana 
çalışma, yaşama ve başarma gücü verir. İnsan, hayata inançla 
başlar ve onunla değer kazanır. İnancı olan kişi, bu inancının gereği olarak ya da aldığı motivasyonla kendisine ve birlikte yaşadı-
ğı insanlara faydalı olur. İnanç insanı yeni bilgiler kazanmaya 
götürür. Kişi inancını kuvvetlendirmek için pek çok şeyi öğrenmek, öğrendiklerini düşünüp değerlendirmek ve böylece hayatını
düzene sokmak durumundadır. İyiyi, kötüyü, güzeli ve çirkini 
inancı sayesinde ayırt edebilir. Açıkçası inanç, bir ihtiyaç olarak 
kendini hissettirir.
İnanma ihtiyacı kimi zaman insanın zor zamanlarında ortaya 
çıktığı ifade edilmekte ve insanın çaresizliğiyle ilişkilendirilmektedir.10 Hakikaten insan, yaşamı boyunca pek çok engelle karşı
karşıya kalmaktadır. İnsanın bu engeller karşısında yaşadığı çaresizlik duygusu, onu üstün bir varlığa inanmaya yöneltmektedir. Bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir: “Denizde bir 
tehlikeyle karşılaştığınız zaman, O’ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolup gider. O sizi kurtarıp karaya çıkardığında, (yine 
eski halinize) dönersiniz. İnsanoğlu çok nankördür.”11
Öte yandan bir yaratıcıya inanmayı zor zamanların bir sonucu olarak ortaya çıktığını söylemek her zaman doğru değildir. 
“Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere 
yaratmış ise ona çevir…”12 ayetinde de belirtildiği gibi insan, 
9 Kişisel gelişim uzmanları psikolojik iyi olmanın ölçütü olarak üç S den bahsederler. Bunlar sevgi, saygı ve sorumluluktur. Kuşkusuz bunlar psikolojik 
iyi olmanın her şeyi değildir, sadece ikili ilişkilerde bir değer ifade eder. Buna karşılık biz de dini psikolojik iyi olmanın ölçütü olarak üç T den söz edebiliriz. Bunlar da teslimiyet, teşekkür ve tezekkürdür. Bu kavramlar, inanmış bir bireyin özellikleri olup Rabb’i ile ilişkilerinde kendini gösterir. 
10 Din ve Tanrı inancının çaresizlikten kaynaklandığı düşüncesi Freud psikanalizinde de merkezî bir öneme sahiptir. Freud kimi zaman dinden bir obsesyon olarak söz etmiş, kimi zaman da dini çocuksu arzuların yerine getirilmesi olarak görmüştür.
 
Bir yaratıcıya inanma ya da bir dine bağlanma, ruhsal yararının yanında bedensel birtakım rahatsızlıkları da giderdiği belirtilmektedir. Sözgelimi Amerika’da alkolikleri tedavi eden 
Alcoholics Anonymous (AA) adındaki kurumda 12 basamaklı bir 
program uygulanmakta ve kurumun uyguladığı yöntem çok sık 
kullanılan bir müdahale şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.13 Bu 
program, manevî geleneklere dayalı olarak devam etmektedir. 
Hastalara Yüce Bir Güç’ün yardımına güvenmeleri telkin edilmekte hatta ateist alkoliklerin bile bu tedaviden faydalandıkları
ifade edilmektedir.
İnsanın ruh sağlığını bozabilecek birtakım olumsuzluklar sonucunda ortaya çıkabilen stres, depresyon ve anlamsızlık hislerine karşı dinî iman âdeta bir ilaç gibidir. Amerika’da 4000 yaşlı
üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, uzun süre düzenli olarak 
dinî ibadetlere katılanların, katılmayanlara oranlar daha az depresyon girdikleri tespit edilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki  inanma ve 
bir dine bağlanma duygusu sağlıklı bir ruhsal yaşam için gereklidir.

27
0
0
Yorum Yaz